www.TurkceKampanyalari.org



7 Haziran 2006'dan beri...
Anlık Ziyaretçi Sayısı 1
Bugünkü Toplam Ziyaretçi 41
Ayrıntılar

TİCARETTE DE TÜRKÇE
Bu kampanya TürkCAN Derneği tarafından düzenlenmektedir.

Ürün Adlarında... Tabelalarda... Reklamlarda...

Siz de Sanal İmza Atın

Sıralamak için başlığa dokunun ( Sıra , Adı Soyadı , Düşünceniz )

GÖKHAN YAVUZ

(1920)

Rıfat ERDEM

TÜRK’ÜN bir İLİ var,
TÜRK’ÜN bir TÖRESİ var
TÜRK’ÜN bir DİLİ var.

TÜRK’ÜN başka İLİ, başka DİLİ, başka TÖRESİ var diyenin,
Başka başka emelleri var…

TÜRKÇE konuş,
TÜRKÇE anla,
TÜRKÇE düşün,
TÜRKÇE dinle,
TÜRKÇE karar ver,
TÜRKÇE bak,
TÜRKÇE gör,
TÜRKÇE duy,



Güçlü bir Türkiye için yani İLDE BİRLİK için DİLDE BİRLİK zorunludur.
(1919)

MUHSİN KAVALCI

”Türkçe ağzımda annemin sütüdür. ”Yahya Kemal BEYATLI.
Dilimiz namusumuzdur. Sahip çıkalım. (Muhsin KAVALCI)
(1918)

ömer ünlü

türkçemizi yabancı dilden kurtaralım

(!)(:):):)
(1917)

Zeynep Aykut

Türkçe’yi yabancı kelimelerden arındırmak için herkesin bu çağrıya kulak vermesini istiyorum. Dilimiz kimliğimizdir, Kimliğimize sahip çıkalım. (1916)

Ömer SAVAŞ

Herkesi Türkçemizi güzel kullanmaya davet ediyorum. Özellikle de İngilizce kelimeler kullanma özentisi olanlara sesleniyorum: Bir insan başka bir milletin dilini kullanmaya nasıl özenebilir, buna bir insanın gururu nasıl müsaade eder? Hele de o milletin büyük kısmı Türklere ve Müslümanlara düşmansa. (1915)

Resul KARAKAYA

Ticarethanelerdeki o abuk sabuk isimleri gördükçe, gençliğimizin dilinde dolaşan kelimeleri duydukça inanın ruhum daralıyor. Acaba dünyanın hangi milleti böylesine kendinden nefret edebilir? Nefret etmese insan neden kendi dilini katletsin ki? (1914)

Aysun

(1913)

Mustafa Kemal Karabulut

Bizim bu kadar cesaretli konuşmamızı sağlayan Türkçe’nin muhteşem düzenidir. Nasıl ki, her şey zıddıyla bilinir, bunun gibi, Türkçe’nin düzeni ortaya konulduktan sonra, artık diğer dillerin düzensizlikleri gün gibi aşikar olacaktır. (1912)

zeliha korkmaz

türkçe giderse türkiye gider…
inşallah, uyanalım artık
(1911)

Merve Erbaş

Ben bir 7. sınıf öğrenciyim Bende dünyanın en güzel dili olan Türkçemizin yozlaşmasına karşıyım. Hepimiz birlik olup bu sorunu çözmeliyiz. Ne olur TÜRKÇEMİZ bozulmasın! (1910)

ikbal budak

türkçemize giren okadar çok kelime varki artık bize bile türkçe gibi gelmekte. TÜRKÇEMİZİ KORUYALIM
TÜRKÇE KONUŞALIM YABANCI DEĞİL
(1909)

levent cevni

bence gec kalınmış bir proje. umarım istenilen mesaj istenilen makama ve ilgili yerlere ulaşır. iyi günler dilerim… (1908)

SEDA SAYALI

bu konuda bizi destekleyenlere saygılarımı ve teşşekkürlerimi sunarım
(1906)

seda sayalı

TÜRKÇEMİZİN YOK OLUŞU TÜRKİYENİN YOK OLUŞUDUR.
TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKMAZSAK NESLİMİZ YAVAŞ YAVAŞ YOK OLACAKTIR.
ŞİMDİ TÜRKÇEMİZİ KORUYALIM İNGİLİZCENİN ÜLKEMİZE
TAMAMEN HÜKMETMESİNE İZİN VERMEYELİM
(1905)

ışılay savalan

Bir ülkeyi ülke yapan bir milleti millet yapan en önemli gerekçedir dil. Düşmanlarımız silahla değil soğuk savaşla üzerimize gelmekte onca kanla imkan darlığına rağmen onca mücadele ile alınan bu toprakları yabancı sermayeyle yabancı markalarla saf insanımızın gençlerimizin beynini yıkayarak onları kendine çekerek sinsice bizleri temelden sarsamayı planlamaktadırlar. Şu an bizi de arasına alsın diye yalvardığımız avrupa birliği; zamanında bizden kaçıcak delik aradı. Unutmayınız!… bizim onlara değil onların bize ihtiyacı var. MEMLEKET ELDEN GİDİYOR ARKADAŞLAR!… Tarihimize bayrağımıza dilimize atamızın bize emanet ettiği cumhuriyete sahip çıkmamızın zamanı geldi ve geçiyor. Savaşmak gerekiyorsa çekinmeyeceğimize emin olabilirsiniz. (1904)

NECLA KAVLAK

Dilimize sahip çıkmamız gerektiğine yürekten katılıyorum. Çocuklarımızı bu bilinçle yetiştirmeliyiz. Ülkemizde yabancı dilde eğitime son verilmesinin gerekli olduğu düşüncesindeyim. (1903)

sefa hançer

-YORUM YOK- (1902)

sülyman



Türkçe Sorun Yaşıyor Ama 600 Bin Sözüyle Sapasağlam Ortada

Maltepe Üniversitesi’nden Yusuf Çotuksöken ”Türkçe, bu ülkede özgün bilgi, görüş, akım, yaklaşım, sanat, kültür üretildiğinde ancak gelişme gösterebilir. Dili koruyup geliştirecek olanlar halkın kendisidir” diyor.

Tarhan Erdem yönetimindeki KONDA’nın 2007 tarihli araştırmasına göre, Türkiye nüfusunun yüzde 85’i Türkçe’yi anadili kabul ediyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 2008’i Uluslararası Diller Yılı ilan etti. bianet, Türkçe’nin sorunlarını Maltepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Yusuf Çotuksöken’e sorduk.

Sizce Türkçe’yi yeterli ve doğru biçimde öğrenebiliyor ve konuşabiliyor muyuz? Bu bağlamda neler yapılmasını önerirsiniz?

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri Türkçe/anadili öğretimidir. Türkçe/anadili dersleri bilgi dersi olmaktan çok beceri dersleridir, bu nedenle de öğrencilere verilen kimi kuramsal bilgiler çokluk uygulamalarla (anlama ve anlatma becerileri bağlamında) pekiştirilmezse hiç de başarılı olunamıyor. Özellikle 1980’den sonra düşünmeyen/sorgulamayan, sadece inanan ve sadakatle çevresine (kurumuna, devletine) bağlı insanlar yetiştirme amacıyla yapılan eğitim planlamalarının sonucu başka türlü olamazdı.

Neler yapılabileceğine gelince:

1. Eğitim özerk bir yapıya kavuşturulmalı. Siyaset kesinkes eğitimden elini çekmeli, eğitim bu alanın uzmanlarına bırakılmalı.

2. Eğitime yatırılan para çokluk ölü yatırım olarak değerlendiriliyor bizde ve dünyada. Oysa en büyük yatırım eğitime yapılmalıdır. Eğitim sorunları ancak daha çok ve kaliteli eğitim kurumları, eğiticiler, çağdaş ve bilimsel eğitim programları, sağlıklı ve yapıcı denetimle çözülebilir.

Türkçe hızla küreselleşen dünyada kendini yenileyerek var olabiliyor mu? Yoksa daha çok bir bozulma ve fakirleşmeden mi bahsetmek gerekir?

Türkçe küreselleşme sürecinde, kendi dinamiklerini (çok uzun geçmişi, sağlam ve tutarlı dil bilgisel özellikleri, 200 milyona yakın konuşuru, söz=sözcük ve terim üretmedeki olağanüstü yetenekleri: ek üretme, sözcük bileştirme, anlam ekleme, budama, kısaltma, ölü sözcükleri diriltme, yerel sözcüklerden genel dile aktarma, gerektiğinde yabancı sözcükler alıntılama vd. ) harekete geçirerek varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Şu an için Türkçe kimi sorunlar yaşasa bile dilde herhangi bir bozulma ve yozlaşmadan söz edilemez. Bu görüş kimilerine aykırı gelebilir. Çünkü Türkçe, özellikle de 1000 yıllık Anadolu Türkçesi, 600 bin sözden oluşan sözvarlığıyla, anlatımdaki değişik incelik ve olanaklarıyla, çeviri yapmaya ve yapılmaya elverişliliğiyle sapasağlam ortada.

Bireysel bilgisizlikleri, bilinçsizlikleri, güçsüzlükleri, yetersizlikleri ve yeteneksizlikleri olan kimselerin Türkçe kullanımında yol açtığı kimi sorunlar hemen her dilde görülebilir. Hangi sorunlar bunlar diyeceksiniz? Yabancı sözcüklerin akını, yazım kurallarına tam olarak uyulmayış, dil ve anlatımdaki sorunlu durumlar, yanlış kurulmuş, çarpık, değişik anlamlara çekilebilecek cümleler…

Türkçe’nin bir yandan küreselleşmenin yarattığı dilsel ve kültürel sorunlarla, öbür yandan kendi konuşurlarının bilgisizlik ve yetersizlikleriyle baş edebilmesi doğrudan doğruya kamunun/halkın sorumluluğundadır. Çünkü dili yaratan kamu, korumasını bildiği gibi geliştirmesini de bilir. Başta da Türkçe/anadili eğitimine her şeyden çok önem vermesi gerekir.

İkincisi, Türkiye halkı çok iyi bir programlama, yüreklendirme, özendirme ve desteklemeyle etkin bir okuma düzenine geçebilir, bilgi toplumu olmanın önkoşullarına kavuşabilir.

Artık devletin yanında sivil toplum kuruluşları da yönetişimin paydaşları arasında yer alıyor. Bunu çok önemsemeliyiz.

Son olarak da Türkçe’nin yazı ve kültür dili olarak geliştirilmesi yolunda özellikle aydınlarımızın, bilimcilerimizin ve edebiyatçılarımızın olağanüstü bir çaba göstermeleri, daha çok üretmeleri, daha geniş halk kesimlerine ulaşabilmeleri, bu amaçla da kurumlar arasında daha sıkı işbirliği kurulması gerekmektedir.

Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

Türk Dil Kurumu’nun tarihinde iki aşama bulunmaktadır: 1. aşama (1932-1983; Atatürk’ün Dil Kurumu dönemi), 2. aşama (1983-2008; Kenan Evren’in Türk Dil Kurumu).

Özerk bir dernekten devlet kurumuna dönüştürülen bugünkü resmi TDK, siyasilerce gerçekten de işlevsizleştirilmiştir; şu an ne bilim kurulu, ne danışmanlar kurulu, ne yönetim kurulu vardır.

Bir başkan ve görevlendirmeyle getirilen birkaç uzman/bilimciyle debelenip duruyor. Kurumun durumu içler acısı. Bu konu ancak Türk Dil Kurumu’nun Atatürk’ün vasiyeti gereğince eski durumuna dönüştürülmesiyle çözüme kavuşabilir. TDK bugün 12 Eylül anlayışı ve uygulamalarınca gasp edilmiş kurumlar arasındadır.

Hükümetin ve ilgili akademisyenlerin/uzmanların Türkçe konusundaki tutum ve çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

TBMM’de Türkçe’nin yozlaştırılmasının önüne geçilmesi konusunda birtakım çalışmaların yapıldığını biliyoruz. Bilim insanlarından, üniversitelerden, alan uzmanlarından görüş istediler. Herhalde bu görüşler doğrultusunda hükümete bir rapor hazırlayıp Türkçe’deki yozlaşmanın önüne geçmeye çalışacaklar. Şu an gelişmeleri beklemek durumundayız.

Akademisyenler arasında Türkçe konusunda farklı yaklaşımlar var. Bir kesimi Türkçe’nin bilim, kültür, sanat ve felsefe dili olmadığı görüşünü savunuyorlar, bir bölümü arada kalmış durumda, bir bölümü ise Türkçe’yle bilim de, sanat da, felsefe de yapılabileceğine inanıyor ve ürünlerini de bu anlayışla ortaya koyuyor.

Küresel dil olan İngilizce’ye yenik düşen bilimcilerden hayır gelmeyeceği gün gibi ortada. Dil Derneği (eski TDK’li uzmanlar, bilimciler, öğretmenler, dilseverlerce 1987’de kuruldu), bütün olanaksızlıklarına karşın, var gücüyle Türkçe’nin korunup geliştirilmesi yolunda çalışmalar (kitap yayını, bilimsel toplantılar, ödüller, vd. ) yapıyor.

Türkçe, bu ülkede özgün bilgi, görüş, akım, yaklaşım, sanat, kültür vb. üretildiğinde ancak gelişme gösterebilir. Bilimsel, kültürel ve sanatsal üretimden yalıtılmış bir dil önce yerelleşir, ardından da yok olma sürecine girer…

Bir yakınma olacak ama söylemek gerekir: Türkçe üzerine yapılan çalışmaları küçümseyemeyiz. Ama bugün bu çalışmalar nitelik ve nicelik bakımından çok daha iyi durumda olmalıydı.

Sözgelimi değişik dilbilgisi anlayışlarıyla hazırlanmış Türkçe dilbilgisi kitaplarımız yok, dört dörtlük bir Türkçe sözlükten yoksunuz, kökenbilim (etimoloji) sözlüğümüzün eksikliği de belirtilmeli bu arada. Terim çalışmalarında özelikle 1983’ten sonra belirgin bir duraklama var…

Dil, siyasal kararlarla, çıkarılan düzeltme yasalarıyla yoluna girmez, evet gerektiğinde dil planlaması yapılırken birtakım yasal düzenlemelere gidilebilir ama dile biçim verecek olanlar, dili koruyup geliştirecek olanlar halkın kendisidir. Özetle herkes diline özen göstermeli, dil sevgisi ve bilincini geliştirmenin yollarını aramalıdır. Doğru ve temiz bir Türkçe hepimizin ortak isteğidir. Bunu oluşturmak da hiç zor değildir: Niyet, program, uygulama, özeleştiri ve denetim…

Sizce Türkiye’de çeşitli topluluklarca kullanılan diğer dillerin hızla kaybolmasının Türkçe üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisi var mı?

Bu konuda bir araştırma yapılıp yapılmadığı bilmiyorum. Ben yapmadım, o nedenle de tam bir yanıt veremeyeceğim. Ancak şu kadarını söyleyebilirim. Diller de zamanı gelince ölür, bu süreci kimi girişimlerle belki biraz uzatabilirsiniz ama engelleyemezsiniz.

UNESCO, ölmekte olan dünya dillerinin sözlü ve yazılı malzemelerini toplamak, bu malzemeden yola çıkarak o dilin dilbilgisini ve sözlüğünü hazırlatmak üzere dilbilimcilerden yardım ve destek almaktadır. Türkiye’de de böyle bir yola gidilebilir, kanımca. Üniversitelerde araştırma enstitüleri kurulabilir, bu diller gözlem altına alınabilir, gerekli sözlü ve yazılı verimleri derlenip araştırma yapmak üzere arşivlenebilir…

Birleşmiş Milletler’in 2008’i “Uluslararası Diller Yılı” ilan etmesini sevinçle karşılıyorum. İlgi çekeceğini ve bu alanda çok önemli çalışmalar yapılacağını umuyorum… (KM/TK)

BİA Haber Merkezi - İstanbul

29 Şubat 2008, Cuma

Kerem MORGÜL
(1901)

Mehmet Candan

(1900)

Yavuz Selim

Öncelikle siteyi açanlara teşekkür ediyorum. Türkçe’mizin yok olmasını izleyemeyiz. Herkesin elinden geldiğini yapması gerekir. Türkçe’miz dünyanın en güzel dilleri arasında. Özen gösterirsek neden tüm dünya İngilizce değil de Türkçe konuşmasın? (1899)

funda özer

oğluma bırakabileceğim hiçbir şey kalmadı… Atalarıma borcumu ödeyemedim… emanet edilen vatan toprağını, kültürümü, inancımı, değerlerimi, Türk’lüğe dair hiçbir hasleti ve binlerce yıldır kullanılan Türk dilini OĞLUM’a bırakamadım… Mücadele edeceğim, zarardan dönebileceğim bir yol arıyorum… (1898)

Burak DAĞ

Daha Türkçe Yaşam İçin Dil Dile (1897)

bilge çay

hayırr
(1896)

mehmet evis

(1895)

ismail

bilmem (1894)

Devren almaz

yes abicim yes türkçe eğitimine bendende okey (1893)

Ayşe KUZULU

Mirastır güzel Türkçemiz evlatlarımıza. (1892)

AHU ŞANLI

DESTEKLİYOR VE KATILIYORUM. (1891)

Ömer Ediz Yoraz

(1890)

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11-20 Sonraki

İmzalar 1 ile 30 arası. Toplam 1896

TürkCAN Derneği
Merdivenköy Mh. Ortabahar Sk. Nu: 1/3 A Blok Kadıköy / İSTANBUL
Telefon: (0216) 567 24 41 Belgegeçer: (0216) 567 26 51 ileti: Bilgi @ TurkceKampanyalari.org